Bir Ahilik hikâyesi

Bir Ahilik hikâyesi
Edtör Editör
Haber Makale İç ReklamReklam Alanı

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir anlam taşımaz, bir medeniyetin hafızasını da sırtında taşır.

Ahilik” de onlardan biridir.

Ahilik denildiğinde aklımıza yalnızca dükkân açmak, ticaret yapmak, mal alıp satmak gelmez. Ahilik; alın teridir, kanaattir, helal kazançtır. Komşusunu kendisi kadar düşünmektir. Müşterisini “para” olarak değil, “insan” olarak görebilmektir. Kendi kesesini doldururken başkasının rızkını kısmamaktır.

Ve belki de en önemlisi…

Kimsenin görmediği yerde de aynı insan kalabilmektir.

İçinde bulunduğumuz hafta Ahilik Haftası.

Kayseri’de de her yıl olduğu gibi çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Kayseri Sanayi Odası, Kayseri Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği ve ilgili kurumlarımız Ahilik kültürünü yaşatmak, hatırlatmak ve gelecek nesillere aktarmak için programlar yapıyor. Bu etkinliklerin içerisinde bazı esnaf ve sanayicilerimiz de “Yılın Ahisi” olarak onurlandırılıyor.

Öncelikle bir hususun altını özellikle çizmek isterim:

Bugüne kadar “Yılın Ahisi” seçilen insanların hiçbirini bu yazının konusu yapmıyorum. Kendilerini tanımadığım gibi, haklarında en küçük bir olumsuz kanaatim de yoktur.

Bu satırlar herhangi bir kişiye, esnafa, sanayiciye ya da kuruma yönelik değildir.

Hatta anlatacağım hadisenin bugün düzenlenen etkinliklerle ve ödül alan isimlerle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Benim derdim başka…

Bazen gördüğümüz şeyin hakikat olup olmadığını sorgulamak.

Bazen bir insanı veya bir hadiseyi bize anlatıldığı şekliyle kabul ederken, perdenin arkasında başka bir hikâye bulunabileceğini hatırlamak.

Çünkü hayat, çoğu zaman önümüze yalnızca sahneyi koyuyor.

Kulisi ise göremiyoruz.

---

Hikâye, bize komşu bir şehirde geçiyor.

Yurt dışında yaşayan bir gurbetçimiz, memleketine geliyor.

Bir sabah erken saatlerde alışveriş yapmak için bir esnafın dükkânına giriyor.

Selam veriyor.

Bir ürün soruyor.

Esnafımız müşterisini dinledikten sonra şöyle diyor:

Ben sabah siftahımı yaptım. Yan komşum daha siftah yapmadı. Sen git, onu komşumdan al.

Bir düşünün…

Sabahın ilk saatleri.

Dükkân yeni açılmış.

Günün bereketi henüz kapıdan içeri girmeye başlamış.

Esnaf, ayağına kadar gelen müşteriyi kendi kazancı için tutmuyor; komşusunun rızkını düşünüyor.

Bundan daha güzel Ahilik örneği olur mu?

Gurbetçimiz de böyle düşünüyor.

Yıllardır belki Avrupa’da, belki dünyanın başka bir ülkesinde yaşayan bu insan, karşılaştığı davranış karşısında son derece duygulanıyor.

İşte bizim insanımız…

İşte Anadolu…

İşte Ahilik…

Diyor, kendi kendine.

Hadiseyi eşine, dostuna, arkadaşlarına anlatıyor.

Adam bana mal satmadı, komşusuna gönderdi. Çünkü kendisi siftah etmiş, komşusu etmemiş…

Bu hikâye dilden dile dolaşıyor.

Sonunda mesele o şehirdeki esnaf teşkilatının da kulağına gidiyor.

Böylesine güzel bir davranış elbette karşılıksız kalmıyor.

Esnafımızın adı öne çıkıyor.

Örnek gösteriliyor.

Takdir ediliyor.

Ve nihayetinde “Yılın Ahisi” seçiliyor.

Buraya kadar ne kadar güzel bir hikâye, değil mi?

İnsan okurken bile mutlu oluyor.

İçinde hâlâ güzel insanların yaşadığına dair inancı kuvvetleniyor.

Demek ki Ahilik ölmemiş…” diyorsunuz.

Ama hikâyenin bir de görünmeyen tarafı var.

Bir de perde arkası…

---

Aynı esnafımız, günün birinde yakın çevresine o meşhur hadiseyi anlatıyor.

Fakat bu defa hikâyenin başka bir ayrıntısı ortaya çıkıyor.

Deniliyor ki esnaf, yakınlarına gülerek şunları söylüyor:

Yahu, adamın istediği ürün zaten bende yoktu. Ne diyeceğimi düşündüm. Aklıma, ‘Ben siftah yaptım, komşum yapmadı; git ondan al’ demek geldi. Adam çok duygulandı. Her yerde anlatmış. Sonra olay yayıldı. Bana da büyük reklam oldu!

İşte hayat bazen tam da burada insanın karşısına çıkıyor.

Az önce gözümüzün önünde duran o güzel tablo bir anda başka bir anlam kazanmaya başlıyor.

Değişen olay değil.

Değişen, bizim bildiğimiz gerçeklik.

Bir tarafta görünen hakikat var.

Diğer tarafta bilinmeyen hakikat.

Dışarıdan bakıldığında komşusunun siftahını düşünen bir esnaf…

Perde arkasında ise elinde olmayan ürünü, zekice kurulmuş bir cümleyle komşusuna yönlendiren ve sonrasında bunun kendisine sağladığı itibardan memnun olan bir insan…

Peki hangisi gerçek?

Belki ikisi de.

İşte hayatın zor tarafı da bu zaten.

---

Bu hikâyeyi neden anlattım?

Bir insanı küçültmek için değil.

Bir kurumu eleştirmek için değil.

Hele hele Ahilik Haftası’nda ödül alan insanları zan altında bırakmak için hiç değil.

Tam tersine…

Paye vermek” meselesinin ne kadar hassas olduğunu hatırlatmak için.

Çünkü toplum olarak bazen insanları çok çabuk yüceltiyoruz.

Bir davranış görüyoruz, “Ne kadar dürüst adam” diyoruz.

Bir cümle duyuyoruz, “Ne kadar mütevazı insan” diyoruz.

Bir görüntü seyrediyoruz, “Ne kadar yardımsever” diyoruz.

Bir hikâye dinliyoruz, “İşte gerçek esnaf, işte gerçek ahi” diyoruz.

Sonra o insanın göğsüne bir rozet takıyoruz.

Elimize mikrofonu alıp kürsüden anlatıyoruz.

Plaket veriyoruz.

Alkışlıyoruz.

Fotoğraflar çekiyoruz.

Ve bazen…

Asıl hikâyeyi bilmiyoruz.

Çünkü insanı tanımak, bir davranışını görmekten çok daha zordur.

Bir insanın gerçek karakteri, çoğu zaman kameraların önünde değil; kameralar kapandıktan sonra ortaya çıkar.

Gerçek iyilik, anlatılması için yapılmaz.

Gerçek dürüstlük, alkış beklemez.

Gerçek cömertlik, fotoğraf çektirmez.

Gerçek Ahilik ise insanın yakasına takılan bir rozetten önce vicdanına takılan bir emanettir.

Bana göre Ahiliğin en zor tarafı da budur.

Kimse görmezken de ahi kalabilmek…

Kimse alkışlamazken de dürüst olabilmek…

Kazancından vazgeçtiğinde bunu kimsenin bilmeyeceğini bilerek vazgeçebilmek…

Komşunun rızkını düşünürken, bunun yarın gazeteye haber olmayacağını bilmek…

İşte erdem tam olarak burada başlıyor.

---

Elbette kurumlarımız insanları teşvik edecek.

Başarıyı ödüllendirecek.

Güzel örnekleri toplumun önüne çıkaracak.

Buna ihtiyacımız var.

Çünkü gençlerimizin iyi insanları görmeye, güzel hikâyeler duymaya, emeğin ve dürüstlüğün hâlâ kıymet taşıdığına inanmaya ihtiyacı var.

Ama aynı zamanda dikkatli olmaya da ihtiyacımız var.

Bir insana verilen her paye, yalnızca o kişinin omzuna takılan bir madalya değildir.

Topluma verilen bir mesajdır.

Böyle olun” demektir.

Bizim değerimiz budur” demektir.

İşte örnek insan budur” demektir.

Bu yüzden araştırmak gerekir.

Bakmak yetmez; görmek gerekir.

Dinlemek yetmez; anlamak gerekir.

Bir hikâyenin yalnızca ön yüzünü değil, mümkünse arka yüzünü de bilmek gerekir.

Çünkü bazen çok güzel paketlenmiş bir hikâyenin içinden bambaşka bir gerçek çıkabilir.

---

Belki de Ahilik Haftası vesilesiyle kendimize soracağımız asıl soru şudur:

Ahi kimdir?

Duvarında Ahilik beratı bulunan mı?

Göğsünde madalya taşıyan mı?

Kürsüde adı okunan mı?

Yoksa sabah dükkânını açarken “Allah bugün bana helalinden kazanmayı nasip etsin” diyebilen mi?

Müşterisinin bilmediği kusuru söyleyen mi?

Bir lira fazla kazanmak uğruna karşısındakini aldatmayan mı?

Komşusu zor durumdayken onun müşterisini kapmak yerine elinden tutan mı?

Çırağına yalnızca meslek değil, ahlak da öğreten mi?

Borçlusunu herkesin içerisinde mahcup etmeyen mi?

Elindeki imkânı insanların yüzüne vurmayıp sessizce paylaşan mı?

Sanırım Ahilik dediğimiz büyük miras tam olarak burada başlıyor.

Çünkü Ahilik bir haftaya sığacak kadar küçük bir kavram değildir.

Bir tören değildir.

Bir plaket değildir.

Bir unvan hiç değildir.

Ahilik bir karakter meselesidir.

Ve karakterin en önemli özelliği şudur:

Seyircisi yoktur.

---

Yazının başında söylediğimi sonunda bir kez daha söylemek isterim.

Bu hikâyenin bugün Ahilik Haftası kapsamında ödüllendirilen kişi ve kurumlarla hiçbir ilgisi yoktur. Kimsenin emeğini küçümsemek, kimsenin hakkına gölge düşürmek gibi bir niyetim de bulunmamaktadır.

Anlatmak istediğim yalnızca şudur:

Hayatta her şey bizim gördüğümüz gibi olmayabilir.

Bazen bize “çok dürüst” diye anlatılan insan o kadar dürüst olmayabilir.

Bazen bize “çok cömert” diye gösterilen insanın görünmeyen başka hesapları olabilir.

Bazen bir kahramanlık hikâyesinin arkasında sıradan bir tesadüf bulunabilir.

Bazen de tam tersine, kimsenin tanımadığı, hakkında tek satır haber çıkmayan, hayatında bir kez bile kürsüye çağrılmamış insanlar gerçek birer ahi olarak aramızda yaşayabilir.

Onları kimse alkışlamaz.

Fotoğrafları gazetelerde çıkmaz.

İsimleri plaketlere yazılmaz.

Ama sabah kepengi kaldırırken, besmele çekerler.

Akşam kepengi indirirken, vicdanları rahattır.

Belki de gerçek Ahilik budur.

İnsanın başkalarına nasıl göründüğü değil…

Allah’ın ve kendi vicdanının karşısında nasıl durabildiğidir.

Çünkü bazen bir insanın önünde duran tabela bize kim olduğunu söyler.

Ama kim olduğunu gerçekten anlamak istiyorsak…

Bir de dükkânın arka tarafına bakmak gerekir.

Ez cümle; her gün kalkıp, keyfi olarak sattığı ürün veya hizmete keyfi zam yapan esnaf ve tüccarların çığı gibi büyüdüğü; tüketiciyi ve ülkesini düşünmeden hareket eden insan oranının yüzde 90'ları geçtiği bir ülkede, Ahilik geleneğini anlatmak veya yaşatmaya çalışmak, tirajıkomik bir görüntüye dönüştü.

Asıl sorgulamamız gereken nokta belki de burasıdır!

93 kez okundu
GÖNDER
whatsapp WhatsApp ihbar hattı
0 533 639 19 60
Haber Detay iç, Makale Detay içReklam Alanı
×
Birden çok mail adresi varsa mail adreslerini virgül ile ayırınız
Max 200 karakter
Gönder
×